Eğitimde Dijital Etik: Yapay Zekâ, Veri ve Gizlilik Çağında İnsanı Merkeze Alan Öğrenme Nasıl Mümkün Olur?
- Asım Güler

- 30 Ara 2025
- 8 dakikada okunur
Son yıllarda eğitimle ilgili neredeyse her toplantıda, her çalıştayda, her veli sohbetinde aynı kelimeleri duyuyoruz: yapay zekâ, dijitalleşme, veri, algoritma, kişiselleştirme…Ancak bu kelimelerin arkasında çok daha derin ve çoğu zaman konuşulmayan bir gerçek yatıyor: etik.
Bir eğitim yöneticisi olarak şunu açıkça söyleyebilirim; teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, eğer onu yönlendiren bir etik pusula yoksa, eğitim ilerlemez; yalnızca hızlanır. Hızlanan ama yönünü kaybeden bir sistem ise öğrenmeyi değil, karmaşayı büyütür.Bu yazı; teknolojiden korkanlar için değil, onu bilinçle kullanmak isteyenler için yazıldı.

1. Dijital Etik: Eğitimde Görünmeyen Ama En Belirleyici Katman
Dijital etik; teknolojinin ne yapabildiğinden çok ne yapmaması gerektiği ile ilgilenir.Eğitim söz konusu olduğunda bu etik çerçeve daha da kritik hâle gelir; çünkü muhatap yalnızca kullanıcılar değil, çocuklar ve gençlerdir.
Bugün okullarda kullanılan dijital sistemler yalnızca ders anlatmaz.Aynı zamanda:
Öğrencinin akademik geçmişini kaydeder
Davranışlarını analiz eder
Dikkat süresini ölçer
Hangi konuda zorlandığını tahmin eder
Gelecekteki başarısına dair öngörüler üretir.
Tüm bunlar doğru yönetildiğinde güçlü bir rehberdir. Ancak etik sınırlar çizilmediğinde, öğrenciyi destekleyen bir araç olmaktan çıkar, öğrenciyi tanımlayan bir etiketleme mekanizmasına dönüşür.
Dijital etik, işte tam bu noktada devreye girer: Öğrenci veriden ibaret değildir.
2. Yapay Zekâ Eğitimde Nerede Durmalı?
Yapay zekânın eğitimdeki potansiyeli inkâr edilemez. Özellikle ölçme-değerlendirme, öğrenme analitiği ve bireyselleştirilmiş öğrenme alanlarında ciddi katkılar sunmaktadır. Ancak temel sorun, yapay zekânın rolünün yanlış tanımlanmasıdır.
Yapay zekâ;
Öğretmenin yerine geçemez
Öğrencinin kaderini belirleyemez
Tek başına “doğru” karar veremez
Buna rağmen bazı eğitim sistemlerinde algoritmalar:
Öğrencinin seviyesini kesin bir sonuç gibi sunmakta
Başarı potansiyelini geçmiş verilere sıkıştırmakta
Öğretmenin pedagojik sezgisini geri plana itmektedir
Bu durum, algoritmik determinizm olarak adlandırılır ve eğitimde son derece tehlikelidir. Çünkü çocuk gelişimi doğrusal değildir; sıçramalarla, kırılmalarla ve beklenmedik dönüşlerle ilerler.Algoritmalar ise geçmişe bakar. Eğitim ise geleceği inşa eder.
3. Eğitimde Veri: Güç mü, Sorumluluk mu?
Eğitimde veri, çoğu zaman yalnızca sayısal sonuçlar olarak algılanır: sınav puanları, doğru–yanlış sayıları, kazanım yüzdeleri… Oysa dijitalleşmeyle birlikte eğitimde toplanan veri türleri radikal biçimde değişmiştir. Bugün bir öğrencinin yalnızca ne bildiğini değil, nasıl öğrendiğini, ne zaman zorlandığını, neye tepki verdiğini ve hatta ne hissettiğini analiz edebilen sistemler kullanılmaktadır.
Örneğin bir dijital öğrenme platformu; öğrencinin bir soruya cevap verirken ne kadar süre düşündüğünü, soruyu kaç kez geri döndürdüğünü, videoyu hangi saniyede durdurduğunu ve hangi noktada tekrar izlediğini kaydedebilmektedir. Bu veriler pedagojik açıdan son derece kıymetlidir; çünkü öğretmene öğrencinin öğrenme süreci hakkında derin ipuçları sunar. Ancak aynı veri, etik bir çerçeve olmadan toplandığında öğrencinin davranışsal bir profile indirgenmesine neden olabilir.
Buradaki temel mesele şudur: Eğitimde veri bir amaç değil, araçtır. Araç amacın önüne geçtiğinde, eğitim öğretim süreci insan merkezli olmaktan çıkar, veri merkezli bir yapıya dönüşür.
Etik açıdan doğru yaklaşım, “toplayabildiğimiz kadar veri” anlayışını terk edip şu sorulara cevap vermektir:
Bu veri öğrenmeyi gerçekten destekliyor mu?
Öğrencinin gelişimine somut bir katkı sağlıyor mu?
Aynı sonucu daha az veriyle elde edebilir miyiz?
Bu bakış açısı, eğitimde veri sorumluluğu kavramını doğurur. Veri ne kadar güçlüyse, onu yönetenlerin sorumluluğu da o kadar büyüktür.

4. Gizlilik: Eğitimde Güvenin Görünmeyen Temeli
Gizlilik, çoğu zaman yalnızca hukuki metinlerle ve onay formlarıyla ilişkilendirilir. Oysa eğitimde gizlilik, bundan çok daha derin bir anlam taşır. Gizlilik, öğrenci ile kurum arasındaki güven ilişkisinin sessiz sözleşmesidir.
Bir öğrenci, kendisiyle ilgili bilgilerin kontrolsüz biçimde dolaştığını hissettiği anda öğrenme ortamında psikolojik olarak geri çekilir. Bu durum özellikle ergenlik dönemindeki öğrencilerde daha belirgindir. Sürekli izlenen, kaydedilen, analiz edilen bir öğrenci; zamanla kendisini öğrenen bir bireyden çok denetlenen bir nesne gibi hissedebilir.
Dijital ortamlarda gizlilik ihlalleri çoğu zaman kasıtlı değildir. En sık karşılaşılan örnekler şunlardır:
Öğrenci raporlarının WhatsApp gruplarında paylaşılması
Online ders kayıtlarının izinsiz saklanması
Üçüncü taraf uygulamaların veri erişiminin kontrol edilmemesi
Bu noktada etik yaklaşım, “yasaklamak” değil; bilinçli sınırlar koymaktır.Gizlilik, öğrenmeyi kısıtlayan bir engel değil; öğrenmeyi güvenli hâle getiren bir zemin olarak görülmelidir.
Yeni nesil eğitim anlayışı, gizliliği şu ilkeler üzerine inşa eder:
Şeffaflık (kim, neyi, neden topluyor?)
Kontrol (öğrenci ve veli süreci yönetebiliyor mu?)
Zaman sınırlılığı (veri gereksiz yere tutuluyor mu?)
Gizlilik yoksa, dijital eğitim sürdürülebilir değildir.
5. Okullarda Dijital Etik Neden İhmal Ediliyor?
Dijital etik çoğu zaman kötü niyetle değil, ihmal nedeniyle zedelenir. Bunun en temel nedeni, eğitim kurumlarının teknolojiyle kurduğu aceleci ilişkidir. Okullar, hızla değişen dünyaya ayak uydurma kaygısıyla dijital araçları çoğu zaman stratejik bir süzgeçten geçirmeden kullanmaya başlar.
“Bu platformu rakip okullar da kullanıyor”,“Veliler teknolojik okul istiyor”,“Öğrenciler dijitali seviyor” gibi gerekçeler, etik değerlendirmelerin önüne geçer. Bir diğer önemli neden, dijital etik konusunun somut bir kriz yaşanana kadar görünmez kalmasıdır. Veri ihlali yaşanmadıkça, bir problem ortaya çıkmadıkça, etik genellikle gündeme alınmaz. Oysa etik, krizden sonra değil; krizden önce konuşulması gereken bir konudur.
Ayrıca birçok eğitimci ve yönetici, dijital etik konusunda yeterli eğitime sahip değildir. Bu da etik ihlallerin bilinçsizce yapılmasına yol açar. Etik ihmal, çoğu zaman bilgisizlikten beslenir.
Bu nedenle dijital etik, bireysel duyarlılığa bırakılmamalı; kurumsal bir politika hâline getirilmelidir.

6. Yeni Nesil Çözüm Önerileri: Etik Odaklı Dijital Eğitim Modeli
Geleceğin eğitim modeli, teknolojiyi merkeze alan değil; insanı merkeze alıp teknolojiyi bilinçle konumlandıran bir yapıda olmak zorundadır. Bu da yeni nesil çözüm önerilerinin yalnızca teknik değil, aynı zamanda pedagojik ve etik boyutlar içermesini gerektirir.
Etik Tasarım Yaklaşımı
Kullanılan dijital sistemler sonradan “etikle uyumlu hâle getirilmeye” çalışılmamalıdır. Etik, yazılımın ve sürecin doğum anında yer almalıdır. Hangi verinin toplanacağı, hangisinin toplanmayacağı baştan belirlenmelidir.
İnsan Denetimli Yapay Zekâ
Yapay zekâ; öğretmenin, rehber öğretmenin ve yöneticinin yerini alan değil; onların kararlarını zenginleştiren bir yardımcı olarak konumlandırılmalıdır. Nihai karar her zaman insana ait olmalıdır.
Veri Minimalizmi
Eğitimde “ne kadar çok veri, o kadar iyi” anlayışı terk edilmelidir. Amaç; az ama anlamlı veriyle öğrencinin gelişimini desteklemektir.
Dijital Etik Okuryazarlığı
Öğrencilere yalnızca teknolojiyi kullanmak değil; teknolojiyle yaşamak öğretilmelidir. Dijital ayak izi, veri hakları ve mahremiyet bilinci erken yaşta kazandırılmalıdır. Bu yaklaşım, eğitimi yalnızca bugüne değil; geleceğe karşı da sorumlu hâle getirir.
7. Uygulayıcılar İçin Rehber: Dijital Etiği Sahaya Taşımak
Dijital etik, yalnızca teorik bir tartışma alanı değildir. Asıl anlamını, sınıfta, evde ve okul yönetiminde günlük uygulamalara yansıdığı ölçüde kazanır. Bu nedenle dijital etik, eğitim ekosistemindeki her paydaş için farklı ama birbiriyle bağlantılı sorumluluklar doğurur. Öğretmen, veli ve yönetici; bu sürecin pasif izleyicileri değil, aktif etik aktörleridir.
Öğretmenler için: Veriyi Rehber Olarak Kullanmak, Hükme Dönüştürmemek
Öğretmenler dijital çağda yalnızca bilgi aktaran değil; veri yorumlayan, anlamlandıran ve insanileştiren bir role sahiptir. Dijital platformlardan gelen raporlar, grafikler ve yapay zekâ çıktıları; öğretmen için son derece değerli ipuçları sunar. Ancak bu noktada kritik bir eşik vardır: Veriyi kesin gerçek olarak mı, yoksa pedagojik bir sinyal olarak mı ele alıyoruz?
Etik yaklaşım, veriyi asla tek başına karar verici konumuna yerleştirmez. Örneğin bir yapay zekâ sistemi, bir öğrencinin matematikte zorlandığını gösterebilir. Ancak bu veri; öğrencinin o günkü ruh hâlini, yaşadığı bir aile sorununu, sınıf içi dinamikleri veya motivasyon düzeyini açıklamaz. İşte bu boşluğu yalnızca öğretmenin pedagojik sezgisi doldurabilir. Bu nedenle öğretmenler için dijital etik şu ilkelere dayanmalıdır: Veri, öğrenciyi tanımlamak için değil; öğrenciyi daha iyi anlamak için kullanılmalıdır.
Bir öğrenciyi “başarısız”, “düşük seviye” ya da “riskli” gibi etiketlerle anmak; verinin etik dışı kullanımına girer. Bunun yerine öğretmen, veriyi bir erken uyarı sistemi gibi görmeli ve destekleyici müdahaleler planlamalıdır. Ayrıca öğretmenlerin kullandıkları dijital araçların hangi verileri topladığını bilmesi, etik sorumluluğun temel bir parçasıdır. “Sistem böyle istiyor” yaklaşımı, öğretmeni etik sorumluluktan muaf kılmaz. Öğretmen, dijital araçların bilinçli kullanıcısı olmak zorundadır.
Veliler için: Dijital Dünyada Çocuğun Avukatı Olmak
Veliler, dijital etik konusunda çoğu zaman kendilerini yetersiz veya geç kalmış hisseder. Oysa dijital etik, teknik bilgi kadar soru sorma cesareti de gerektirir. Bir veli için en etik tutum, her şeyi bilmek değil; bilmediğini sormaktan çekinmemektir.
Çocuğun hangi platformları kullandığı, bu platformların hangi verileri topladığı, bu verilerin kimlerle paylaşıldığı gibi sorular, bir velinin en doğal hakkıdır. Etik bir eğitim ortamında bu sorular rahatsızlık değil, güven inşa eden bir diyalog oluşturur.
Velilerin en sık yaptığı hata, “okul kullanıyorsa güvenlidir” varsayımıdır. Oysa okulun da kullandığı araçları denetlemesi ve gerekirse sorgulaması gerekir. Velinin bu sürece dâhil olması, okul–veli ilişkisini zayıflatmaz; aksine güçlendirir.
Dijital etik açısından velinin rolü yalnızca denetleyici değil, modelleyici olmaktır. Evde sürekli ekran başında olan, kendi dijital mahremiyetine dikkat etmeyen bir ebeveynin; çocuğuna dijital etik bilinci kazandırması oldukça zordur. Çocuklar, dijital davranışları en çok evde gözlemleyerek öğrenir.
Bu nedenle veliler için dijital etik; kontrol etmekten çok eşlik etmek, yasaklamaktan çok rehberlik etmek anlamına gelir.
Yöneticiler için: Dijital Dönüşümü Kültürel Bir Süreç Olarak Yönetmek
Eğitim yöneticileri için dijital etik, bireysel tercihlerle sınırlı kalamayacak kadar büyük bir konudur. Çünkü okulda kullanılan her dijital sistem, yalnızca bir yazılım değil; aynı zamanda bir değerler seti taşır. Bu nedenle yöneticinin temel görevi, dijital dönüşümü bir teknoloji yatırımı olarak değil, kurumsal kültür dönüşümü olarak ele almaktır.
Etik açıdan güçlü bir okul; dijital araçları seçerken yalnızca fiyat, popülerlik veya hız kriterlerine bakmaz. Gizlilik politikaları, veri saklama süreçleri, üçüncü taraf erişimleri ve etik uyumluluk; karar sürecinin ayrılmaz parçalarıdır.
Yöneticilerin en kritik sorumluluklarından biri, dijital etik konusunu kişisel hassasiyetlere bırakmamaktır. “Bu öğretmen dikkatli, bu öğretmen değil” yaklaşımı sürdürülebilir değildir. Bunun yerine okul genelinde:
Yazılı dijital etik ilkeleri
Açık veri kullanım politikaları
Düzenli farkındalık eğitimleri oluşturulmalıdır.
Ayrıca yöneticiler, öğretmenleri dijital etik konusunda yalnız bırakmamalıdır. Etik ihlaller çoğu zaman kötü niyetten değil; yetersiz rehberlikten kaynaklanır. Yönetici, cezalandırıcı değil; öğrenen ve öğreten bir etik iklimi inşa etmelidir.
Dijital dönüşüm ancak bu şekilde, teknolojinin hızına kapılmadan; insanı merkeze alan, güven temelli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşabilir.
Teknoloji eğitimi hızlandırabilir; ama etik, ona yön verir. Bugün çocuklarımızın verilerini nasıl koruduğumuz, yarın onların dünyaya ne kadar güvenle bakacağını belirleyecek. Eğitimde dijital etik bir lüks değil; ahlaki bir zorunluluktur.
Ben Asım Güler.Eğitimin evriminde kişisel dönüşümün ile fark yaratabilmek ve daha fazlası için @asimguleregitim sosyal medyalarımı, içeriklerimi takip etmeyi unutmayın.
8. Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
1. Yapay zekâ eğitimde tamamen yasaklanmalı mı?
Hayır. Yapay zekânın eğitim ortamlarından tamamen dışlanması gerçekçi ve sürdürülebilir bir yaklaşım değildir. Asıl olan; yapay zekânın etik ilkeler, pedagojik amaçlar ve yasal çerçeveler doğrultusunda sınırlandırılarak kullanılmasıdır. Doğru rehberlik ile yapay zekâ; öğrenmeyi kişiselleştiren, öğretmeni destekleyen ve öğrenci gelişimini izleyen güçlü bir araç hâline gelebilir.
2. Öğrenci verilerinin sahibi kimdir?
Öğrenciye ait akademik, davranışsal ve dijital verilerin asıl sahibi öğrenci ve velisidir. Okullar bu verilerin yalnızca koruyucusu ve sorumlu işleyicisidir. Verilerin hangi amaçla, ne kadar süreyle ve hangi platformlarda kullanılacağı açık ve şeffaf şekilde belirtilmeli; veli onayı olmadan paylaşım yapılmamalıdır.
3. Ücretsiz yapay zekâ ve dijital platformlar güvenilir midir?
Her ücretsiz platform güvenilir değildir. “Ücretsiz” hizmet sunan birçok dijital araç, kullanıcı verilerini reklam, veri analizi veya üçüncü taraf paylaşımları için kullanabilmektedir. Bu nedenle okullar ve bireyler; gizlilik politikası, veri saklama koşulları ve hukuki altyapısı açık olmayan platformlara karşı temkinli olmalıdır.
4. Yapay zekâ önyargı üretir mi?
Evet. Yapay zekâ sistemleri, beslendikleri veri setleri kadar tarafsızdır. Eğer kullanılan verilerde kültürel, cinsiyet temelli, sosyoekonomik veya ideolojik önyargılar varsa, bu durum algoritmaların çıktısına da yansır. Bu nedenle eğitimde kullanılan yapay zekâ araçları sürekli denetlenmeli ve etik filtrelerden geçirilmelidir.
5. Okullar yapay zekâ ve veri kullanımı konusunda hukuken sorumlu mudur?
Evet. Okullar; KVKK başta olmak üzere ulusal ve uluslararası mevzuatlar kapsamında, öğrenci verilerinin korunmasından doğrudan hukuken sorumludur. Bilinçsiz teknoloji kullanımı, ciddi yaptırımlara ve güven kaybına yol açabilir. Bu nedenle kurumsal düzeyde dijital etik ve veri güvenliği politikaları oluşturulmalıdır.
6. Dijital etik eğitimi neden erken yaşta başlamalıdır?
Çünkü çocukların dijital dünyadaki izleri çok erken yaşlarda oluşmaya başlar. Paylaşılan her içerik, yapılan her dijital etkileşim kalıcı bir dijital kimlik inşa eder. Erken yaşta verilen dijital etik eğitimi; çocukların bilinçli, sorumlu ve güvenli dijital bireyler olarak yetişmesini sağlar.
7. Gelecekte dijital etik eğitimi zorunlu olacak mı?
Evet, bu kaçınılmazdır. Yapay zekâ, büyük veri ve dijital platformların yaşamın her alanına entegre olmasıyla birlikte, dijital etik eğitimi temel bir vatandaşlık becerisi hâline gelecektir. Yakın gelecekte dijital etik; tıpkı okuryazarlık gibi, eğitim sistemlerinin vazgeçilmez bir bileşeni olacaktır.
Kaynakça
UNESCO – AI and Education Guidance
OECD – Ethics of AI in Education
KVKK Mevzuatı
Floridi, L. – Ethics of Information
Selwyn, N. – Education and Technology




Yorumlar