top of page

İlk Alışkanlıklarımızı Seçmeyiz, Taklit Ederiz

Bir eğitim yöneticisi olarak sahada geçirdiğim yıllar bana şunu çok net gösterdi: Çocukların davranış problemlerini düzeltmeye çalışıyoruz ama davranışın kaynağını yeterince konuşmuyoruz. Disiplini tartışıyoruz, motivasyonu konuşuyoruz, akademik başarıyı analiz ediyoruz; fakat çoğu zaman şu temel soruyu atlıyoruz: Bu çocuk bu davranışı kimden öğrendi?


baba ve çocuk
“taklit” kavramı

James Clear’ın Atomik Alışkanlıklar kitabında yer alan “İlk alışkanlıklarımızı seçmeyiz, taklit ederiz.” cümlesi, bu soruya güçlü bir cevap sunuyor. Bu ifade yalnızca bireysel gelişim bağlamında değil; aile, okul ve toplum üçgeninde alışkanlıkların nasıl inşa edildiğini anlamak açısından da kritik bir çerçeve oluşturuyor.


Taklit Davranışının Bilimsel Temeli

Çocuk gelişimi alanındaki araştırmalar, öğrenmenin önemli bir kısmının gözlem yoluyla gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. Sosyal öğrenme kuramının kurucusu Albert Bandura, bireylerin davranışları doğrudan deneyimlemeden, başkalarını gözlemleyerek öğrenebildiğini göstermiştir. Özellikle erken çocukluk döneminde model alma bilinçli bir tercih değil, otomatik bir süreçtir.


Nörobilim alanındaki çalışmalar ise ayna nöron sistemi üzerinden bu süreci destekler. Birey karşısındaki davranışı zihinsel olarak simüle eder; gördüğü öfkeyi, sabrı, düzeni ya da kaosu yalnızca izlemekle kalmaz, içsel olarak prova eder. Bu nedenle çocuklar sadece söyleneni değil; hissedileni ve yaşanılanı da içselleştirir.


Dolayısıyla alışkanlıkların başlangıç noktası çoğu zaman bilinçli bir karar değil, çevresel bir yansımadır. Tekrar edilen davranış norm olur; norm alışkanlığa, alışkanlık kimliğe dönüşür.

 

anne çocuk
Aile ortamı
Aile Ortamı: İlk Model Alanı

Bir çocuğun ilk sosyal laboratuvarı ailesidir. Sabah kalkış düzeni, kriz anlarında verilen tepkiler, kitapla kurulan ilişki, ekran kullanım alışkanlıkları, ebeveynlerin stresle başa çıkma biçimi… Bunların her biri çocuk için norm oluşturur.


Sahada sıkça karşılaştığım bir tabloyu paylaşmak isterim: Veliler çocuklarının disiplin sorunu yaşadığını ifade eder. Ancak görüşmeler derinleştirildiğinde ev içinde belirli bir rutin olmadığı, ekran süresinin kontrol edilmediği ve ebeveynlerin de düzensiz çalışma alışkanlıklarına sahip olduğu görülür. Bu durumda çocuk disiplinsizliği seçmemiştir; onu model almıştır.


Benzer şekilde okuma kültürü güçlü olan ailelerde yetişen çocukların kitapla kurduğu ilişki daha doğal gelişir. Çünkü kitap, o evde sıradan ve tekrar eden bir davranıştır. Çocuk “Kitap okumalıyım.” diye düşünmez; “Bizim evde kitap okunur.” diye içselleştirir.


Bu noktada aile için en kritik soru şudur: Evimizde en sık tekrar edilen davranış nedir? Çünkü tekrar edilen davranış zamanla kimliğe dönüşür.

 

Okul Kültürü ve Örtük Müfredat

Okullarda değerler eğitimi planlanır, etkinlikler düzenlenir ve hedef davranışlar belirlenir. Ancak öğrenciler için asıl öğretici olan, okulun günlük işleyişidir. Öğretmenin derse zamanında girip girmediği, yönetimin karar alırken şeffaf davranıp davranmadığı, hata yapan öğrenciye nasıl yaklaşıldığı ve başarının nasıl tanımlandığı öğrencinin zihninde güçlü mesajlar oluşturur.


Eğer bir okulda dakiklik vurgulanıyor fakat yetişkinler bu konuda tutarlı değilse, öğrenci söylenen ile yapılan arasındaki farkı fark eder. Eğer empati anlatılıyor ancak iletişim dili sertse, empati kavramı soyut kalır. İşte bu noktada örtük müfredat devreye girer: Anlatılmadan öğretilen davranış kalıpları.


Yıllar içinde şunu gözlemledim: Sınıf yönetimi güçlü, sakin ve net sınırlar koyabilen öğretmenlerin sınıflarında davranış problemleri daha az görülür. Çünkü öğrenciler öğretmenin tutumunu taklit eder ve bu tutum zamanla sınıf kültürüne dönüşür. Bu nedenle okul yöneticileri için “kurumsal modelleme” hayati bir kavramdır. Yönetim dili, kriz anındaki duruş ve iletişim biçimi zincirleme bir etki yaratır. Yönetim öğretmeni, öğretmen öğrenciyi, öğrenci akranını etkiler.

 

Dijital Çağ ve Model Rekabeti

Bugünün çocukları yalnızca aile ve öğretmenlerini model almıyor. Sosyal medya fenomenleri, içerik üreticileri ve oyun karakterleri de güçlü referans noktaları hâline gelmiş durumda.

Sorun dijital dünyanın varlığı değildir. Sorun, alternatif güçlü modellerin zayıflığıdır. Eğer ev ve okul ortamında tutarlı, güven veren ve anlamlı bir model varsa, dijital içeriklerin etkisi daha dengeli yönetilebilir.


Burada çözüm yasaklamak değil; eleştirel düşünme becerisi kazandırmaktır. Çocuğa “Bunu izleme.” demek yerine, “Bu içerikte hangi davranış sana örnek oluyor?” sorusunu sordurmak gerekir. Bilinç, taklidi seçime dönüştürür.

 

Tutarsızlık ve Farkındalık Eksikliği

Sahadaki en büyük problem, yetişkinlerin model olduklarının farkında olmamasıdır. Bir öğretmen kendi stres yönetiminin sınıfa yansımasını hesaplamayabilir. Bir ebeveyn kendi erteleme alışkanlığının çocuğun akademik davranışlarına etki ettiğini düşünmeyebilir.


İkinci problem ise tutarsızlıktır. Söylenen ile yapılan arasındaki mesafe büyüdükçe, çocuk zihninde güven zedelenir. Üçüncü problem ise kısa vadeli sonuç beklentisidir. Oysa alışkanlık inşası sabır ve tekrar gerektirir.

 

Bilinçli Model Olma Stratejisi

Eğitimde dönüşüm için öncelikle davranış farkındalığı geliştirilmelidir. Yetişkinler kendi günlük rutinlerini gözden geçirmeli, görünür olan alışkanlıklarını analiz etmelidir. Değerler ile davranışlar arasındaki uyum sağlanmalı; söylenen her ilke günlük pratikte karşılık bulmalıdır.

Başarı yalnızca sonuçla değil, çaba ve süreçle ilişkilendirilmelidir. Küçük ve tekrarlı rutinler oluşturulmalı; okuma saatleri, planlama alışkanlıkları ve sabit ritüeller kültüre dönüştürülmelidir. Dijital farkındalık eğitimiyle çocukların içerik analiz becerileri güçlendirilmelidir.

 

Kim Olduğumuz, Ne Öğrettiğimizden Daha Etkilidir

Eğitim yalnızca bilgi aktarma süreci değildir; kimlik inşa etme sürecidir. Çocuklar “Ne yapmalıyım?” sorusunun cevabını çoğu zaman kitaplardan değil, karşılarındaki yetişkinlerden öğrenirler.


“İlk alışkanlıklarımızı seçmeyiz, taklit ederiz.” ifadesi bu gerçeği sade bir dille ortaya koyar. Eğitimde kalıcı dönüşüm müfredatta değil, modelde başlar. Eğer biz gelişime açık, tutarlı ve disiplinli bir yaşam sürüyorsak, çocuklara en güçlü mesajı zaten vermiş oluruz.


Eğitim, bilinçli model olma cesaretiyle başlar.

 

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

1. Taklit davranışı hangi yaşta başlar?

Erken çocukluk döneminde başlar ve ergenlikte de devam eder.

2. Model olmanın en kritik unsuru nedir?

Tutarlılık ve davranışın görünür olmasıdır.

3. Dijital modellerin etkisi nasıl azaltılır?

Eleştirel düşünme ve medya okuryazarlığı eğitimiyle dengelenebilir.

4. Kötü alışkanlıklar ne kadar sürede değişir?

Kişiye ve çevresel desteğe bağlıdır; düzenli tekrar gerektirir.

5. Öğretmenlerin model rolü neden kritiktir?

Okul çağı döneminde öğretmenler güçlü referans figürleridir.

6. Aile ve okul arasında uyum sağlanamazsa ne olur?

Çocuk çelişkili mesajlar alır ve değer içselleştirme zayıflar.

7. Sadece sözlü telkin işe yarar mı?

Davranışla desteklenmezse etkisi sınırlıdır.

8. Model olmak baskı yaratır mı?

Mükemmeliyet baskısı değil, bilinçli farkındalık olarak görülmelidir.

 

Ben Asım Güler. Eğitimin evriminde fark yaratabilmek ve daha fazlası için beni ve içeriklerimi takip etmeyi unutmayın.

📲 @asimguleregitim

 

Yorumlar


bottom of page